Kabak yokuşunu ikinci viteste, nefesimizi tutarak indik
Faralya'dan Kabak'a inen yol, 50 beygirlik bir motorun hayal edebileceği en dik şey. Aşağıda bizi rüzgâr, keçiler ve Çakıl'ın hayatının en uzun şekerlemesi bekliyordu.
Yokuşun başında durup frenleri dinledik. Hava soğutmalı bir motorun sesi sana her şeyi söyler; yeter ki radyoyu kapat. İkinci vites, el freni hazırda, Bambam arka koltuğun altında. İniş yirmi dakika sürdü. Aşağıya vardığımızda balata kokusuyla tuz kokusu birbirine karıştı.
Altı gece kaldık. Sabahları kamp ocağında kahve, öğlenleri gölge kovalamaca. Çakıl ön camın arkasındaki güneşli şeridi kendine ayırdı ve oradan pek kalkmadı. Bambam rüzgârı sevmedi; pop-top'un bezi her dalgalandığında kulaklarını geriye yatırdı.
Hava soğutmalı bir motorun sesi sana her şeyi söyler; yeter ki radyoyu kapat.
Çıkış yolunu ayrı bir yazıda anlatacağım. Kısa versiyonu şu: bir traktör, bir halat ve çok nazik bir amca.